Bir bayram sabahını düşünün. Şehir uyanıyor, camiler doluyor, büyüklerin elleri öpülüyor. Kapılar açılıyor, bayram kahvaltıları hazırlanıyor, çocuklar harçlık sevincini yaşıyor. Ancak artık birçok evde bu sahne eksik. Çünkü bayram, bazıları için tatil fırsatına dönüşmüş durumda.
Geçmişte bayram, sıcak sofralar, aile bağlarını güçlendiren sohbetler ve geleneklerin yaşatıldığı en özel zamanlardı. Şimdi ise bayramdan kaçışın adı “tatil” oldu. Oteller dolup taşarken, sahillere akın edilirken, anne babalar bayramı yalnız geçiriyor. Kültürel mirasımıza sahip çıkmak yerine, onu terk etmeyi seçiyoruz.
Elbette kimse dinlenmenin, tatilin yanlış olduğunu söylemiyor. Ancak bayramın anlamı yalnızca birkaç günlüğüne dinlenmek değil. Bayram, nesiller arasındaki bağları koruyan, aileyi bir arada tutan ve insana köklerini hatırlatan bir değer. Tatil her zaman yapılabilir, ancak bayramın sıcaklığını her zaman bulamazsınız.
Her sene olduğu gibi bu bayramda da, bazı büyükler telefon başında sessizce bekleyecek.
Torunlarından gelecek bir mesajla yetinmek zorunda kalacaklar. Fakat bir ekran başından yazılan “Bayramın mübarek olsun” cümlesi, el öpmenin yerini tutmaz. Bir tatil fotoğrafı paylaşmak, bayram sofrasında bulunmanın yerini alamaz.
Geleneklerin kaybolması birden olmaz; sessizce, yavaş yavaş gerçekleşir. Ve biz, bayramı terk ettikçe, aslında kendimizi de terk ediyoruz.
Bu bayramda, gerçekten önemli olanın ne olduğunu düşünme vakti geldi. Gerçek bayram aileyle, geleneklerle, paylaşmakla yaşanır. Sahilde değil, köklerimizin olduğu yerde kutlanır.
Ama bir soru hep akıllarda: Değişen zaman bayramı da değiştiriyor mu?


YORUMLAR